Bir Haftasonu Safranbolu

Güzelim ülkenin güzellikleri gezmekle bitecek gibi değil. Bir önceki gezimi Cumalıkızık’a yaptıktan sonra dönüş yolunda karar verdiğimiz üzere bu sefer de rotayı Safranbolu’ya kırdık; sırtımızda olmasa da bagajda bir çift uyku tulumu ve çadırımızla birlikte. Tabii, yola kendi kontrolünüzdeki bir dört teker ile çıkmışsanız yol üzerindeki uğrak noktaların da tadını çıkarması şart oluyor. Bizim bu şekilde değerlendirdiğimiz yer kahvaltı için Sapanca Gölü oldu. Burada daha önce tecrübesi olanlar için aynı güzergahta bulunan Maşukiye de bir başka seçenek olabilir.

Evet İstanbul’dan araçla erken vakitte yola çıkıp kahvaltıyı Sapanca’da yapmak da iyi fikirdi.

Sapanca’da bulunan onlarca mekanın tamamı göl kenarında kahvaltı temasıyla benzer konspetlerde oluşturulmuş ve birbiriyle aşağı yukarı benzer şeyler vaat eden mekanlar. Hepsinde geniş bol yeşillikli bahçeler, göl kenarında daha özellikli masalar ve bahçelerinde salıncak/hamak tarzında dinlenerek vakit geçirmenize olanak sağlayan ekipmanlar. Mekanların çoğu için çok farklı hissettiren atmosferlere veya eşsiz menülere sahip olduğunu söyleyemeyeceğim (daha güzel yerlerde kahvaltı yaptım) fakat dingin kafayla sükunet içerisinde bir kaç saat vakit geçirebileceğiniz güzel yerler. Malum, İstanbul yerlileri olarak zaman zaman en fazla ihtiyacımız olan şey bu olabiliyor.

Sapanca’daki vasatın üzerindeki kahvaltımızdan sonra tabelalar Karabük’ü gösteriyordu. Eğer bu yoldan gidecek olursanız Karabük yolunda özellikle Bolu’yu geçtikten sonra ve Yeniçağa civarında insanı görüntüsüyle dinlendiren ve gitmesi çok iyi hissettiren yeşilliklerin arasında bir otoyoldan geçeceğinizi ve bir kaç yerde fotoğraf çekinmek için dörtlüleri yakıp sağa çekeceğinizi garanti ediyorum. Biz fotoğraf çekinmek için inmişken akşam çadır için yakacağımız ateşe çalı çırpı da toplamış olduk. Ancak bu belirttiğim güzergahtaki oldukça düşük hız sınırlarını da dikkate almanızı önereceğim ki bende olduğu gibi radar flaşları nur gibi parlamasın suratınıza.

Derken Safranbolu

Derken yeşillikler arasında kıvrımlı yollardan Safranbolu’ya ulaştık. Safranbolu deyince akla gelen fotoğraftaki bölge Eski Çarşı olarak anılıyor. Doğal olarak buraya giriş oldukça kalabalıktı. Benim Safranbolu’daki henüz ilk dakikalarımda dikkatimi çeken ve şikayetçi olduğum ilk şey (belki de tek) bölgedeki araç kalabalığıydı.

“Dakika 1 tespit 1: Almayacaksın abi buraya motorlu tşıtları. Yap şu girişe büyük bir otopark, insanlar zaten buraya gezmeye geliyor.”

Yukarıdaki fotoğraflarım araçların o özellikli alana ne kadar nüfuz ettiklerini gösteriyor. Bölgede geçirdiğim bir kaç günden sonra da fikrim değişmedi. Önümüzde Venedik örneği varken, Safranbolu’ya da benzer bir kural getirmek kanaatimce çok da abes olmamalı.

Safranbolu’dan çok daha büyük bir alana sahip olan Venedik’in ada kısmında motorlu taşıta izin verilmiyor. Safranbolu’ya da benzer bir uygulama getirerek hem insanlar hem de UNESCO Dünya Mirasları arasına bile girmiş olan bu korunması gereken konaklarımız için daha sağlıklı bir hava sahası sunabiliriz.

Safranbolu’ya Eski Çarşı ile Isınalım

Bilmişliğimizi gösterip Safranbolu’ya dair nazar boncuğu ayarında sorunlarla giriş yaptıktan sonra, şimdi de Eski Çarşı ve diğer bahsetmeye değer konularla devam edelim.

Eski Çarşı, içerisinde yüzlerce konak ve dükkanı bulunduran, dar ve arnavut kaldırım taşlarından yapılmış sokakları ile tarihi bir dokuya sahip olan bir bölge.

Konakları

Buradaki konaklardan hotel olarak kullanılmayanı neredeyse yok gibi. Bu sayede buradaki konaklamalarınız Safranbolu’nun doğrudan merkezinde olacağı gibi, diğer modern hotel kültüründen biraz uzakta, daha mütevazı şartlarda olacak. Bu konaklardaki misafirliğiniz süresinde 5 yıldızlı hotellerdeki saunaları, spor salonlarını veya geniş salonlardaki açık büfe kahvaltıları arayacağınızı zannetmiyorum.

Biz kahvaltı için yukarıda fotoğrafını sunduğum konağın misafiri olduk. Misafiri olduk, çünkü bize gerçekten müşteriden ziyade misafir gibi davranıp ağırladılar. Arka bahçesinde geniş açık alanda kahvaltı yaptıktan sonra mekandan ayrıldığımızda bir kaç saatimizi bu mekanda geçirmiş ve güzel bir şekilde kafamızı dinlemiştik.

Uygun yemek ve konaklama fiyatlarının yanında misafirperverlikleri ve mekanlarının ferahlığıyla burası benim sizler için önerim olacak.

Esnaf ve Yerel Halk

UNESCO sorumluluğunun da bir getirisi olacak ki, bölgenin tarihi dokusu çok büyük ölçüde korunabilmiş. Yerel Belediye’nin bölge temizliğine önem gösterdiği de belli.

Esnafı ve yerel halkı ile ise yalnızca bir gün boyunca muhatap olduktan sonra bile bu insanların yaşayıp hayatlarını idame ettirdikleri yerin ne kadar kıymetini bildiklerine şahit olabiliyorsunuz.

Safranbolu’da geçirdiğim kısa süre içerisinde karşılaştığım insanların tamamı oldukça cana yakın insanlardı. Kendinizi her yol sorduğunuz insanla ayak üstü muhabbet halinde bulabilir veya ertesi gün dükkanının önünden geçtiğinizde içeri girip dükkan sahibinin halini hatrını sorma gereği duyabilirsiniz.

Popüler turistik bölgelerin çoğunda (özellikle İstanbul içi) görmeye alışık olduğumuz esnaftaki turist bıkkınlığını burada görmedik. Esnaf yerli/yabancı turistlerin tamamı ile ilgisini paylaşıyor,  veya yardımını esirgemiyor. Bunun için ayrıca teşekkürler Safranbolu.

Demek Safran Oradan Geliyor He!

Bölgenin ismine kadar etki etmiş olan Safran bitkisinden bahsetmezsek hayat damarlarımızdan biri kopabilir. Bir bitki düşünün ki; lokumu, kahvesi, sabunu, kolonyası ve daha bir çok ürünü elde edilebiliyor.

Sözünü ettiğimiz bitki, Eski Çarşı meydanında heykelini bile görebileceğiniz haliyle yukarıdaki fotoğraftaki gibi bir bitki. Tüm o çeşitli ürünlerin elde edildiği kısmı da ortasındaki sarı ince teller. Evet müsaadenizle ben onlara tel diyeceğim.

Hemen her dükkanda safran bitkisine dair herhangi bir ürün bulabilecek olmanıza karşın, safranın kendisini satan yer bulmak pek de kolay değil. Safranın bakımı ve yetiştirmesinin yılın sadece 15 Ekim – 15 Kasım tarihleri arasında olduğunu söylediklerinde bu durumun sebebini de anlamıştık. Küçük kavanozlar içinde gram ile satılan safran pek de ucuz bir bitki sayılmaz. Yine de uzmanlar uyarıyor; İran’dan ithal edilen ucuz safranlara aldanmayın!

Ne Alınır?

Sarf ettiğim paragraflardan sonra bu bölgeye özgü olarak elbette önce safran ürünlerinden birini almanızı tavsiye edeceğim. Ancak bölgede onun dışında hatırı sayılır bir ahşap ve bakır-demir işçiliği mevcut. Kahve cezveleri veya çaydanlıklardan tutun da bir çok çeşit vitrin eşyası bakır işçiliğiyle çeşitli tasarımlarda bulunabilir. Ahşap işçiliği de çoğunlukla mutfak eşyaları üzerine.

Eski Çarşı Dışında

Tabii ki Safranbolu Eski Çarşı’dan ibaret değil. Araba ile 15 dk’da alabileceğiniz bir yol sonunda sizi bekleyen harika bir yürüyüş parkuru ile birlikte Tokatlı Kanyonu mevcut!

Henüz kanyona giriş yaptığınız gişelerin oradaki terastan gördüğünüz manzara yukarıdaki görsellerin arasında. Yani kanyon daha alana girer girmez ziyaretçilerine çok şey vaat ediyor.

Lafı gelmişken; buraya giriş ücretli fakat oldukça makul bir miktarda; 3 TL. Safranbolu’da girişi ücretli olan yerler arasında bu fiyatı geçen pek fazla yer yok. Bkz; Tarihi Cinci Hanı, Hıdırlık Tepesi, Kristal Cam Teras.

Kanyon içerisinde saatlerce vakit geçirebilir, Instagram’da kalp tuşunu bozacak fotoğraflar çekinebilirsiniz. Doğrusu bende tuş olduğu yerde duruyor ama siz muhakkak daha güzel insanlarsınızdır, fotoğraf koyarken temkinli olmakta fayda var. Yalnızca burayı gezmeden önce kondisyon durumunuzu iyi değerlendirmenizi öneririm. Merdivenlerle indiğiniz ve içinde yürüyerek saatler geçirdiğiniz kanyondan çıkmak için yine tek seçeneğiniz o uzun merdivenleri geri çıkmak.

Kanyon içerisindeki yürüyüş parkurunun Eski Çarşı’ya kadar devam ettiği söyleniyor, fakat öyle zannederim ki bu merdiven çıkmaktan daha iyi bir fikir sayılmaz.

Merak etmeyin, kanyon içerisinde farklı yerlerde oturup soluklanabileceğiniz banklar ve başka oturma alanları ile birlikte iki tane de çay bahçesi mevcut. Bu çay bahçelerinde çay/kahvelerinizi içerek kanyonda dinlenebilir veya tost/gözleme gibi atıştırmalıklarla karnınızın kazınmışlığını giderebilirsiniz.

Bu mekanlar için tek önerimiz, piyasa ürünü büyük puntolarla yazılmış ve manzara içerisinde görüntü kirliliğine sebebiyet veren tabelalarını kaldırmaları. Nitekim orası bir çarşı değil.

Gerçekten de burası yeşile doyacağınız bir yer.

Kristal Cam Teras

Bu fotoğrafta ise Kristal Cam Teras’ın kanyondan çekilmiş olan bir fotoğrafını görebilirsiniz. Burası, 80 m yükseklikten kanyonu tepeden seyretme fırsatını bulabileceğiniz cam tabanlı bir seyir terası. Giriş ücreti yalnızca 5 TL.

Üzerinde yürüyen insanlardan bir çoğu gibi muhtemelen sizlerin de yapacağı ilk şey manzaranın tadını çıkarmak değil de nasıl yapmışlar bunu ya diye homurdanmak olacak. Ama güvenilirliğini düşünenler için ben söylemiş olayım; gezi sırasında 30 kişiden fazla  insanın teras üzerinde bulunmasına izin verilmiyor olsa bile bu cam teras 400 kişiyi taşıyacak şekilde tasarlanmış.

Bu terasa kanyondan önce uğramak daha doğru bir tercih olabilir. Biz kanyonu uzunca gezdikten sonra kanyonun bir de yukarıdan nasıl göründüğünü merak etmedik. Meali; kanyonun güzelliği tek başına tatmin edici. Gidin!

Sözün özünde Safranbolu halkına gösterdikleri misafirperverlik ve bölgelerine gösterdikleri büyük özenden dolayı naçizane teşekkür ediyorum. Gezmenin verdiği hissin hiç eksik olmaması dileklerimle…

GezenBey Yazar

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir