Portekiz: Avrupa’nın Güzel Köşesi

Portekiz’i anlatmaya nereden başlanır emin değilim. Benim Portekiz hakkında hiç bir şey bilmediğim zamandan, bir Portekiz hayranı olmama kadar geçen süre oldukça kısa oldu. Bizzat yaşayarak sevdiğim bu ülkeyi anlatmak için en uygun cümleleri ve vurguları seçtiğimden emin olmak istiyorum.

2014 yılında Erasmus öğrenci değişim programı ile sadece haritadaki yerini ve Cristiano Ronaldo’sunu biliyor olarak gittiğim ülkeyi kısa süre içerisinde çok sevdim. Daha sonrasında Türkiye’ye geri döndükten sonra bir şekilde tekrar Portekiz’e gitmenin yolunu bularak orada bir de Erasmus Stajı yaptım. Evet bir yeri insana sevdiren şeylerin başında oradaki yaşanmışlıklar gelir fakat ben sizlerin de daha gitmeden sevmesi için gerekli tüm bilgileri ve ayrıcalıkları bu yazıda dile getireceğim.

Portekiz’e bir turist olarak gidip gezmeye başladıınızda ilk dikkatinizi çeken sokakların temizliği ve çevre düzenlemesi olacak. Hangi şehrine gidecek olursanız, etrafta neşeli insanlar ve güzel bir doğa ile karşılarşırsınız.

Ülkeye ilk gidişimde yaşayacağım şehir, adına şehir bile denemeyecek kadar küçük bir yerleşim yeriydi ve yalnızca 55.000 kişilik bir nüfusa sahipti. Denizden olabildiğince uzak ve İspanya sınırında bulunan bu şehrin adı Castelo Branco, tam manasıyla benim ilk göz ağrım. Ülke içerisinde herhangi bir ayrıcalığı veya meşhur bir yeri olmayan sıradan bir şehirdi. Fakat buna karşılık belediye hizmetleri ve çevre düzenlemesinden tutun, insanların kalenderliğine kadar oldukça iyi bir durumdaydı. Ülkemizde bu denli büyük şehirlerden uzak ve küçük şehirlerde görmeye alışık olmadığımız kadar temiz ve düzenli bir hayat söz konusu. Portekiz’de bu derecede küçük bir çok şehir gördüm ve doğrusunu söylemek gerekirse hepsinde durum bu şekilde.

 

FFF

Yani Fado, Fiesta, Futbol. Portekiz halkının gönülden bağlı olduğu 3 şey. Bu üçünden herhangi birisi söz konusu olduğunda ortalama bir Portekiz vatandaşı için öncelik buraya kaymış demektir! Burada Fado, Portekiz Halk Müziği olarak nitelendirebileceğimiz müzik türü oluyor. Fiesta ise akla ilk geldiği gibi, eğlence/parti anlamında. Portekiz halkının futbola ilgisi de, kadınlarda bile gerçekten çok üst düzeyde. Ayrıca ülkemizden göründüğü gibi Porto değil, ezici bir Benfica taraftar yoğunluğu hakim ülkede 🙂

Fado, özellikle Lizbon’a ayak bastığınızda sokaklarda sıklıkla duyabileceğiniz sakin bir müzik türüdür. Uzun yıllar önce vefat etmiş olmasına karşın, Amalia Rodrigues bu türün hala en çok dinlenen ismi durumunda. Halkın bu isme sahip çıkma tavrı ise takdire şayan. Genel olarak keder veya hasret şarkıları olarak da anılan bu tür, Portekiz’den döndükten sonra orayı hatırlamak için başvuracağınız ilk yollardan biri olabilir.

İş eğlenmeye gelince ise bu insanlar en çok sokak eğlencelerini seviyor. Karnaval ve kutlamaların büyük çoğunluğu sokaklarda yapılıyor ve insanlar genci-yaşlısı demeden geç vakitlere kadar bu eğlencelerin parçası olmak için can atar vaziyetteler! Özellikle yaşlı insanların bile sokakta dans edip eğlenmek için sokaklara çıktığını görünce bu insanların neşesine ve eğlenme isteklerine canlı canlı şahit oluyorsunuz. Herhangi bir eğlenceye katılan Portekizliler tabiri caizse kapı gıcırtısına oynayan insanlara dönüşebiliyor 🙂

Pastel de Nata Gerçeği

Ülkede ayrıca özellikle deniz ürünlerinden gelen de bir mutfak zenginliği mevcut. Portekiz denizcilikte ileride olan ülkelerden biri olduğu gibi, deniz ürünlerini mutfağına entegre etmekte de bir o kadar başarılı bir ülke.

Fakat benim bu ülkede yiyebileceğiniz en eşsiz lezzetlerden biri olarak tanıtabileceğim şey herhangi bir deniz ürünü değil. Benim yemeden dönmemenizi tavsiye edeceğim ilk şey Pastel de Nata. En doğru tarifi dışarısında çıtır milföy hamuru, içerisinde ise yumurta, şeker ve süt ile harmanlanmış bir karışımın olduğu bir pastane ürünü olarak yapılabilir. Üzerine tarçın da eklendiğinde farklı bir seviyeye çıkan bu tatlıyı nasıl tüketeceğiniz size kalmış 🙂 

Pastel de nata ile ilgili son olarak, bu tatlının da meşhur olduğu bir yer var elbet. Nasıl ki böreğin en iyisini Sarıyer’de yiyorsanız, bu meretin en güzelini ve daima tazesini Lizbon’un Belem ilçesinde bulabilirsiniz. Pasteis de Belem adıyla bulabileceğimiz bu mekanı pastel de nata’nın fabrikası olarak anmamızda hiç bir sakınca yok. Ürünlerin hazırlandığı ve pişirildiği ortamları da görebileceğiniz şeffaflıkta olan bu mekanda elde yiyecek şekilde alacak olsanız da, mekanda oturup yiyecek olsanız da günün hemen her saati sıra beklemeniz gerekiyor. Fakat merak etmeyin beklediğiniz sıra öyle aman aman bir zaman kaybı olmamakla birlikte tamamiyle beklemeye değer 🙂

Başkent Lizbon’da Yabancı Hissetmiyorsunuz

Ülkeye gelen turistlerin büyük bir çoğunluğunun uğradığı ilk durak Lizbon’dur. Bunun bir sebebi de ülkenin çok büyük bir ülke olmaması sonucu havaalanlarının da belli şehirlerde olması.

Bu şehir aslında İstanbullular için pek de yabancı gelmiyor. Şehirde kısa aralıklarla bulunan iki köprü, sokakları ve şehre yukarıdan baktığınızda görüğünüz manzara sizi İstanbul’da gibi hissettiriyor. Hatta biraz zorlarsanız, kıyıdan biraz açıkta bulunan Belem Kulesi’ni de Kız Kulesi ile bağdaştırabilirsiniz. Ben öyle yaptım 🙂

Şehirde bizimki gibi bir boğaz olmasa da, Tejo Nehrinden kaynaklanan oldukça derin bir körfez mevcut ve körfez boyunca iki köprü inşa edilmiş. Bu köprülerden 25 Nisan Köprüsü San Francisco’daki Golden Gate Köprüsünün bir kopyası olarak inşa edilmiş ve şehre çok yakışmış! Nehir, şehri aynı boğazın İstanbul’u ayırdığı gibi çok keskin bir şekilde ikiye ayırıyor. Bir taraf bizim Avrupa yakası gibi oldukça canlı ve şehrin kalbinin attığı taraf iken, diğer taraf tıpkı bizim Anadolu yakası gibi daha sakin, mütevazı ve hayatın daha yavaş aktığı taraf konumunda.

Lizbon hakkında anlatılacak o kadar fazla şey var ki, tüm detaylar bu yazıya sığmayacak. Bu yüzden Lizbon ile ilgili diğer detayları farklı bir yazıya sakladım.

Portekiz’in Eşsiz Sahilleri

İbiza sahillerini geçtim, Yunan sahilleri kadar bile ünlü olmamasına karşın, ben iddaa edebilirim ki Avrupanın en güzel sahilleri ve plajları Portekiz’de mevcut! Kuzeyde Porto’dan başlayıp Lizbon ve güneyde Algarve’da büyüleyici güzellikte sahil ve plajlar mevcut.

Porto da aynı Lizbon’daki gibi bir nehir vasıtasıyla ikiye ayrılmış vaziyette fakat bu nehir çok geniş bir nehir olmadığından olsa gerek, şehrin iki tarafı arasında pek belirgin bir fark yok: iki tarafı da çok güzel. Bahsettiğimiz nehir Duomo Nehri. Üzerinde inşa edilmiş 4 köprüden en bilindik ve ihtişamlı olanı ise Dom Luis Köprüsü. Bu köprünün gölgesinde sahil boyunca arka planda Fado müziği eşliğinde dilediğinizi içebilir veya yürüyerek de bu sahilin tadını çıkarabilirsiniz. Yeri gelmişken; köprü üzerinden yaya olarak geçmek de mümkün. Buradan yaya olarak geçerken şehrin güzelliğine farklı bir açıdan bakabilirsiniz 🙂

Ülkenin sahil kısmında yer alan şeylerden bahsetmeye değer olanlarından bir diğeri de Lizbon’da bulunan Cabo da Roca. Nedir bu kaparo kaparo diye soracak olursanız; en basit açıklaması ile Avrupanın en batıdaki noktası diyeceğim 🙂 Burayı ziyaret edenler için 10 Euro gibi bir ücret karşılığında Avrupanın En Batı Noktasında Bulunmuştur cinsinden bir sertifika verme hizmeti de mevcut. Enteresan bir girişimcilik örneği değil mi 🙂

Ülkenin en güzel sahil ve plajlarına sahip bölgesi ise güneyde bulunan Algarve bölgesi. Bu bölge benim Portekiz adına özel parantez açacağım bölgelerden bir tanesi!

Algarve, kilometrelerce uzanan sahil kısmındaki onlarca plajdan hangisine gideceğinizi şaşıracağınız, doğa güzellikleriyle dolu bir bölge. Portekizin güneyindeki yaklaşık 100 km genişliğindeki bir bölgeyi kapsıyor. Bu bölgede yıllar içerisinde oluşmuş olan kayaçların deniz içerisinde ve sahil kısmında konumlanması hemen her yerde ortaya çok güzel görüntüler çıkarmış durumda. Bu kayaçlar kimi yerde kumsalda güneşten korunabileceğiniz gölgelikler oluştururken, kimi yerde ise çadır kurmaya müthiş derecede elverişli oyuklar sunuyor 🙂 Ben bizzat denedim, burası çadır kurabileceğiniz en muazzam bölge. Sizlerin de denemesini kesinlikle tavsiye ederim!

Bu bölge içerisindeki tek havaalanı Faro şehrinde bulunuyor. Fakat bölge zaten çok geniş bir bölge olmadığından, sık sefer düzenleyen trenler ile Algarve bölgesindeki istediğiniz yere cüzzi miktarlara ulaşabiliyorsunuz.

Bu bölgeler nereler midir?

Algarve sınırları dahilinde kıyı kesiminde yer alan Lagos, Portimao, Faro ve Abufeira bölgelerini özellikle gezmenizi tavsiye ederim. Bu bölgelerin her biri birbirine benzer tatil bölgeleri profilinde yerleşim alanları. Bölgede turist kesiminin veya yerlilerin aşırı bir yoğunluğu söz konusu değil. Bu bölge Avrupanın tabiri caizse gözden kaçmış bir köşesinde olduğundan buraya herkes gelmiyor. Popüler gezi rotaları dahilinde bir bölge de olmadığından dolayı buraya gelen insanlar rotaları üzerinde bulunduğu için değil, doğrudan buraya gelmek istedikleri için bulunuyorlar. Bu şekilde de bölgede aşırı bir insan yoğunluğundan bahsetmemize gerek kalmıyor. Bu yönüyle Algarve, sakin bir tatil geçireceğiniz bir bölge.

Ayrıca aşağıdaki bir çok duvar kağıdına konu olmuş meşhur Benagil Mağarası‘nın da bu bölgede bulunduğunu hatırlatayım 🙂

Sakin dediysek, deniz kenarında Clubları olmayan veya sokak eğlenceleriyle ColourParty‘lerin gerçekleştirilmediği bir yer gelmesin aklınıza. ColourParty’de kulak içlerime kadar boyandıktan sonra gecenin bir vakti denizde yıkanmaya çalışmışlığım da var.

Ha unutmadan, ben hayatımda gördüğüm en soğuk denize burada girdim 🙂 Burada bulunduğum ilk günde plajdaki insanların çok büyük bir çoğunluğunun denizde yüzmek yerine kumsalda vakit geçirip güneşlendiklerini görünce çok şaşırmıştım. “Neden böyle bir deniz varken bunca insan kumsalda oyalanır ki” Denize adımımı atmamla birlikte sebebini farketmem de bir oldu 🙂 Denizinin soğuğu gerçekten başarılı…

Peki Nasıl Gidilir Bu Memleket’e?

Portekiz’e THY’nin direk uçuşları mevcut olsa da bu kimi zaman biraz tuzlu olabilir. Tabi ki maddi olanakları yerinde olan kişilere Porto veya Lizbon’a yapılan bu direkt uçuşları tavsiye edeceğim.

Fakat onun dışında Portekiz’e ucuz aktarmalar bulabileceğiniz bazı şehirler var. Belki de bunların başında Milano geliyor. Milano’da 3 tane havaalanı mevcut fakat özellikle Malpensa havaalanı hem Türkiye’den Pegasus ile ucuz uçuşların bulunabileceği, hem de Portekiz’e makul fiyatta aktarma yapabileceğiniz bir havaalanı.

Aynı şekilde Almanya’da bulunan Köln ve Frankfurt şehirleri ile Belçika’da Brüksel şehri, Türkiye’den uçarken ve Portekiz’e uçuş bulurken çok yüksek fiyatlarla karşılaşmayacağınız şehirler.

Tüm bu aktarmalı uçuşları keşfetmek isterken, bu uçuşları birbirinden bağımsız olarak (Türkiye – Aktarma şehri ve Aktarma şehri – Portekiz şeklinde) ayrı ayrı aratmanız gerektiği ipucunu da vermiş olayım. Bu bağımsız aktarmaların bir dezavantajı olarak, aktarma yapacağınız şehirde bavulunuz bir sonraki uçuş için sizi bekliyor olmayacağından bavulunuzu yanınızda bulundurup tekrar check-in işlemine sokmanızın gerekecek olmasıdır. Biraz zahmetli görünse de özellikle öğrenci arkadaşlarımız ve ekonomik gezen gezginlerimiz için denemeye değer bir tavsiye olduğu kanaatindeyim. Ben şahsen çok faydasını gördüm :$)

Kimi zaman Paris’ten de birbirine bağlı ucuz aktarmalar bulunsa da bu şehirden yapacağınız aktarmalar genel olarak 24 saate kadar çıkan çok uzun süre beklemeli aktarmalar olabilmektedir.

Ülkeye tren ile seyahat etme niyetiniz varsa da, bir şekilde İspanya’ya geçmiş olmanız gerekmektedir çünkü ülkenin başka bir komşusu, veya diğer bir deyişle başka giriş kapısı mevcut değil. Portekiz’den sonrasında herhangi bir başka ülke bulunmadığından dolayı da Interrail tarzı bir gezi planlayan gezginler için burası gezinin kendini tekrar ettiği durak olacaktır.

GezenBey Yazar

Yorumlar

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir