Çok Başlık Altında Erasmus (Hikaye Başlıyor)

Önceki yazıda Erasmus için genel bir bilgi verip gidiş biletini almış,  ve uçuş gününü bekliyorduk. Bu yazıda ise uçuyoruz 🙂 O yaşlara kadar yaşadığınız en güzel heyecanlardan birini o günün gelmesini beklerken tecrübe edersiniz. O gün geldiğinde ise havaalanına giderkenki yaşayacağınız ya bir terslik çıkarsa, ya pasaport görevlisi aksilik yaparsa gibi düşünceler müessesenin ikramı. Çekinmeden alabilirsiniz. Merak etmeyin havaalanına doğru hareket ettikten sonra hiç bir aksilik çıkmayacak. Yeter ki uçağı kaçırmayın. Ben Erasmus stajı için Türkiye’den çıkış yapacakken uçağımı kaçırmıştım. Biraz sinir stres oluyor ama sonra o da geçiyor 🙂

Gideceğiniz ülkeye ayak bastığınız ilk anlar ise en çok rahatladığınız ve suratınızda istemsiz bir gülümsemenin belireceği anlar olacak.

Ben Portekiz’e gittiğimde ülke ve şehir hakkında çok kısıtlı bilgiye sahiptim. Gerçekten de sadece oraya nasıl ulaşacağımı ve oradaki konaklama şartlarımı öğrenmiştim ve daha önce de yurtdışı deneyimi yaşamamış halimle bir şekilde Castelo Branco’ya atmıştım kendimi. Şimdi düşünüyorum da, insan öyle bir dönem geçireceği yer hakkında bu kadar bilgisiz gitmemeli 🙂

Gittiğimde tahmin ettiğimden de küçük bir şehir buldum ve daha ilk günlerden burada Erasmus nasıl geçer diye düşünmedim değil. Allah’tan şehir hakkında Wikipedia’da yazan açıklamayı gitmeden önce okumamışım 🙂 İşte o yazı;

Evet, açıklama tam olarak bu şekilde.  Biraz heves kırıcı görünse de, Erasmus ruhu diyebileceğimiz hayat tarzı ile bu açıklamaya sahip bir şehirde bile unutulmaz aylar geçirebilirsiniz. Kaldı ki bu açıklamayı Wikipedia’ya ekleyen arkadaş esasında biraz haksızlık etmiş 🙂 Sizin dışınızda oraya gelen herkesin öncelikli amacı standart giden hayatlarından uzaklaşıp biraz eğlenceli vakit geçirebilecekleri farklı yerler tanımak. Hal böyle olunca emin olun unutulmayacak zamanların yaşanması çok muhtemel!

İlk gittiğim zamanlarda ayrıca beklediğimden çok daha soğuk bir iklimle karşılaşmıştım. Ocak ayında ilk iki hafta boyunca yağmurumuz hiç eksik olmamıştı. Portekiz iklimi deyince akla tabi ılıman bir iklim geliyor. Kışları yumuşak geçer, bahardan itibaren ısınmaya başlar vs. ama Mayıs ayında soğukla birlikte o meşhur penceremin perdesini havalandıran rüzgarı tecrübe ettiğimi bilirim.

Dolayısıyla gidilen yerin iklimini de iyi bir şekilde kontrol etmekte fayda var. Ben bugünlerde gideceğim ülkelerin iklimini öğrenmek için climate-data.org sitesini kullanıyorum. Linkte örnek olarak Castelo Branco için aylara göre değişen iklim özelliklerini görebilirsiniz.

Orada Derslere Girmeden Geçiliyormuş, Doğru mu?

Kimi dersler için geçerli bir efsane olsa da maalesef genele vurulacak bir rahatlık değil. Oraya gittiğiniz ilk zamanlarda yapacağınız şeylerden biri de tabi ders kayıtlarınızı/onaylarınızı vs. yapmanız. E sonuçta biz oralara okumaya gidiyoruz değil mi 🙂 Okula gidip hocalarla tanışmanın yanında derslere katılım durumunuz ve not değerlendirme kıstasını belirlemeniz gerekiyor. Erasmus ile gidilen çoğu okulda hocalar derslere katılımı gerekli görmeyip, öğrencinin bir-iki gecede hazırlayabileceği sunumlar üzerinden not veriyor olsa da, olaylar her zaman bu şekilde gelişmeyebiliyor.

Benim hocalarımdan çoğu derslere katılmamı isteyip, beni yerli öğrencilerle aynı şekilde not değerlendirmesine tabi tutacağını söyledi. O an kanka Erasmusta hiç derse gitmeden AA alıyormuşsun efsanesinin istisnalarının da olabileceğini farkettim. Tabi ben derslere gittim mi? Çoğuna, hayır. Ama projeleri yapacağım, sınavlara çalışacağım derken nice güzel günleri heba etmişliğim var. En çok zahmet isteyen ders için dışarıdan bir mühendisle anlaşıp projeyi parasıyla ona yaptırmıştım. Bu proje teslim zamanları Euro’nun 3 TL değil, sanki 10 TL kadar değerli olduğu paranın bitmeye başladığı son zamanlar oluyor tabi. Yemişim dersini, bir kaç ders de kalıversin deme gibi bir seçeneğiniz de yok. Hibenin Türkiye’ye döndükten sonra alacağınız kalan kısmını hak edebilmek için mecbur bir takım dersleri geçmek zorundasınız (aldığınız kredinin 3’te 2’si kadarını).

Hibe demişken

Hangi ülke için ne kadar hibe alınacağını gösteren tabloyu diğer yazımda sunmuştum. Tabi ki bu hibeleri öğrendikten sonra yapacağımız ilk iş günlük yemek, alkol, eğlence, yolculuk ve konaklama gibi temel ihtiyaçları hesaplayıp, kilometrede kaç kuruş yaktığımızı da buna ekleyerek bu hibenin yetip yetmeyeceğini belirlemek olacak. Hangi ülkeye gideceğinizden bağımsız olarak söyleyebilirim ki o hibe size yetmeyecek.

  • En başta ilk bir ay içerisinde hesapladığınızın 2 veya 3 katını harcamış olacaksınız.
  • Dışarıda ucuz diye yediğiniz yemektense, o parayı başka eğlenceler için tutup evde konserve fasulye yemenin daha mantıklı olduğuna bir kaç ay sonra ikna olacaksınız.
  • Tamam içki yurtışında daha ucuz, ama fıçı fıçı biraları götürünce ucuz diye bir şey kalmıyor.
  • Ve Avrupa’da gezecek çok yer var!

Bu örnekleri yalnızca paramızın tahminimizden fazla gitmesine sebep olan başlıca etkenleri göstermek için verdim. Ailenizin bütçesini çok fazla sarsmadan Erasmusun tüm nimetlerinden faydalanabilmek için ay başına bu miktarın en azından yarısı kadarına daha ihtiyacınız olacak. Kabaca düşündüğünüzde bu miktar ailenizin siz Türkiye’deyken zaten her ay gönderiyor olduğu miktara denk gelebilir. Sanırım burada şu Erasmus’un nimetlerinden biraz bahsetmem gerekecek.

Erasmus Partileri

Erasmus deyince tabi akla ilk gelenlerden biri partilerdir. Hatta okulumda Erasmus sınavından sonra girdiğim konuşma mülakatının sonunda hocanın bile bana enjoy parties in Erasmus dediğini dün gibi hatırlarım. O saatten sonra kazanıp kazanmadığımı çok da merak etmemiştim 🙂

Erasmusta partiler ilk günlerde masum tanışma partileri şeklinde başlar. Belli yerlerde toplanılır ve yapılması mecburi belli başlı klişe muhabbetlerle iyi kötü insanları tanırsınız. Her zaman da muazzam ingilizcesiyle karşısındakini zorlayan biri ve tarzancadan hallice olan ingilizcesiyle sabır zorlayan birileri olur bu grupta 😀

Daha sonraları oraları bilen birisi şehirdeki iyi kulüpleri size tanıtır ve yavaş yavaş parti mekanlarını keşfetmeye başlarsınız. İnsanlarla samimiyeti artırıp içkinin de dozunu yükselttikçe partilerden alacağınız zevk daha da artacaktır, emin olun. Bu çok zaman almayacaktır, en fazla 1-2 hafta içinde gerekli samimiyet kuruluyor 🙂

Partilerde eğlenmenin ön koşulunu da alkol almak olarak düşünmeyin derim. Ben şahsen Erasmus hayatım boyunca alkollü içecekleri denemedim. Ama yine de birçok kez içmeden sarhoş olmak deyiminin üzerimde denenmişliği vardır.

Bu partiler her zaman öyle hayallerdeki efsanevi partiler gibi geçeceğini ummayın tabi. Zaman zaman kulüpler Erasmus öğrencilerine özel geceler düzenler. En iyi partiler çoğu zaman bunlar olur.

Ve şehirde her zaman bir şeyler içip eğlenebileceğiniz daha mütevazı mekanlar da bulunur. Pipash Irish Pub’ı saygıyla anıyorum burada. Yaşlısı dahil her yaştan insanın geldiği bu mekanda sakin olan günlerde gelip birer kahve de içebilirsiniz, Cuma veya Cumartesi geceleri gelip eğlenceli müziklerle dans da edebilirsiniz. Ben muhtemelen en çok burayı özlüyorum. Bu şekilde yerli halkın tercih ettiği mekanları keşfetmek ve onlarla beraber onların tarzında eğlenmek daha keyifli olacaktır.

Farklı Milletler Tanıma

Erasmus sayesinde tecrübe edeceğiniz en güzel duygulardan birisi de çok milletli ortamlarda bulunarak farklı farklı ülkelerden arkadaşlar edinmeniz. En başta bulunduğunuz ülkede geçireceğiniz 1 veya 2 dönemlik süre, o ülkeyi tanımak ve kültürüne alışmak için emin olun yeterli bir süre. Özellikle 2 dönemlik Erasmus yapanlar doğal olarak o ülkeye daha fazla bağlanacaklardır. Ben senelerdir Erasmus muhabbetine maruz kalıyorum ve onlarca Erasmus yapan insanla tanıştım. Ve henüz gittiği ülkeyi aman aman bir daha mı, asla şeklinde anan birini görmedim.

Yabancılarla takıldığınız zamanlar size farklı milletlerin yaşam tarzlarını, mizahlarını, genel karakterlerini tanıma ve belki de gidip ülkelerini görme fırsatı verecektir. Benim Erasmustayken en iyi anlaştığım millet Çeklerdi. Kaç tane Çek öğrenci varsa, hemen hemen tüm Türkler olarak onlarla iyi anlaşırdık. Ben henüz onları ülkelerinde ziyaret edebilmiş olmasam da, Erasmus bittikten 2 sene sonra Türkiye’ye gelip bizi ziyaret eden arkadaşlarımız oldu. Bu şekilde seneler sonra uzaklardan bir arkadaşınızı ağırlamanın tadını alıyorsunuz.

Tabi bu sırada siz de onlara bir takım şeyler aktarıyorsunuz. Tahmin edeceğiniz üzere bizim aktardığımız ilk şeyler arasında küfürler ve el şakaları geliyor 😀 Huyumuz kurusun, bunu yapmayan yoktur.

Evet sağdaki arkadaş biraz fazla iyi niyetli görünüyor…

Olayın gırgırı bir yana, bu şekilde farklı kültürlerle arkadaşlık yaparak onları tanımanın ve onlarla kaynaşmanın insanı olgunlaştırıp mental olarak daha da doldurmayacağını iddaa eden olmaz sanırım.

Dilinizi Geliştirme

Bu çoğu zaman Erasmus yapmak isteyenlerin gösterdikleri sebepler arasında başı çeker. Gittikten sonra odaklandıkları hususlar arasında çoğu zaman ilk 5’e dahi giremiyor olsa da, her Erasmus öğrencisinin İngilizcesi Erasmus öncesine göre daha iyi hale gelir.

Kimisi 3 kelime ingilizce biliyorken kazara kendini Erasmusta bulmuştur. Paldır küldür konuşmalarla başlayan İngilizcesi dönem sonunda iyi kötü muhabbetlere katılabilecek seviyeye gelir. Ne İngilizceler duydu bu kulaklar, kimlere ne çeviriler yapmak zorunda kaldı bu kardeşiniz… Ama sonuç olarak tüm bunlara sebebiyet verenlerin dahi az çok dilleri çözüldü. Erasmusta dil ile alakalı edinebileceğiniz beceri en kötü ihtimalle dilinizin çözülmesi, herhangi bir İngilizce cümle kurma cesaretinizin gelişmesidir.

Onun dışında çoğunluğun zaten İngilizcesi belli bir seviyededir ki okulları tarafından oralara gönderilmişlerdir. Onlarsa (bkz; Ben) halihazırda sahip oldukları kelime ve gramer bilgilerini sağlamlaştırarak üzerlerine daha kolay bir şekilde düzenli bir dil kurarlar.

Avrupa Gezileri

Gelelim fasulyenin faydalarına 🙂 ben dahil bir çok kişi için Erasmusun en çekici yanlarından birisi de elinizde bulundurduğunuz vize ile diğer Avrupa ülkeleri arasında sorunsuz bir şekilde seyahat edebilecek olmanız.

Daha önce hep başkalarının Venedik kanallarında çekilmiş fotoğraflarını Facebook’ta beğenmekle yetinen Erasmus öğrencisi bu sefer ben de kanalın yanında zıplıcam lan edalarıyla kendini Avrupa içerisinde ucuz bilet kovalarken bulur. Nitekim Avrupa’da gezi ayarlamak çok büyük beceri isteyen bir olay değildir ve öğrencimiz sabredip havaların ısınmasını beklediği takdirde oldukça şaşaalı bir gezi ayarlayabilir. Burada meziyet, aynı geziyi yarı fiyatına organize edebilmekte. Bu ise hemen kazanılabilen bir beceri değil (:

Bu konunun incelikleri için Avrupa Gezileri yazıma beklerim.

Pek önemli olan nokta günlük hayatınız boyunca yaptığınız sabit harcamaları olabildiğince kısarak bu geziler için ödenek yaratabilmek. Yoksa dillere destan bir gezi ayarlamak içten bile değil!

Peki ya Türklerle Takılmak?

Erasmusa gitmeden önce sizi aman he sakın gidip orada da Türklerle takılma ehehehe diye dolduruşa getirenler olacaktır. Çok da gaza gelmeyin derim. Zira Türklerin olduğu ortamdan saatte 128 km hızla uzaklaşan veya Türk gördüğünde 0.3 saniyede kafasını aksi tarafa çevirebilen kasıntı bir tip olabilirsiniz. Takılın arkadaşım. Takılın. Nedir. Orada kısa sürede edindiğiniz Türk arkadaşlıklar, best ever in your life olabilir. Çünkü Türkiye’deki arkadaşlarınızla yaşamadığınız çok farklı şeyleri Erasmus arkadaşlarınızla beraber yaşayıp, çok daha sıradışı badireleri beraber atlatabilir ve bu şekilde unutulmaz anılar biriktirebilirsiniz. Ve emin olun oralarda ortak sıkıntılara beraber katlanıyor olmak bile sizin arkadaşlığınızı daha özel yapabilir.

Ben Erasmus tecrübem boyunca çıktığım 3 geziye de birbirinden farklı Türk arkadaşlarımla çıktım ve her biri hiç değilse sırf bu yüzden çok değerli insanlardır. Yabancı biriyle çıktığınız gezide çeneniz yorulana kadar gırgırın dibine vuramazsınız.  Türk arkadaşlarınızla yapacağınız 3 günlük bir gezinin bile yıllarca sürecek geyiği olabilir 🙂

Daha yukarıdaki başlıkta anlattığım avantajlarından sebep yabancı arkadaşlıklara gerekli önemi verin ama Türkleri de çok ihmal etmeyin. Hiç bir şey olmazsa Türkiye’ye döndüğünüzde saatlerce geyik yapabileceğiniz bir şeyler birikmiş olur 🙂

Erasmusta Neler Birbirine Benzer?

Onun dışında ben iddaa edebilirim ki yeryüzündeki en büyük klişelerden biri Erasmustur, Erasmus klişelerin kralıdır!

Yukarıdaki fotoğrafta verdiğim poz bile bir çok Erasmus öğrencisinin ortak olarak sahip olduğu pozlardan biridir. Tamam herkes Louvre Müzesinde bunu denememiş olabilir, ama elbet bir yerde o anı bu şekilde ölümsüzleştiririz (bkz; Eiffel Kulesi, Pisa Kulesi).

O kadar anlattıklarımdan sonra bu, Erasmusun esasında tırı vırı bir program olduğunu söyleyeceğim anlamına gelmiyor elbette. Erasmus o yaşlarda dahil olunacak en güzel etkinliklerden biridir. Yalnız Erasmus yapanlar çok iyi bilecektir ki, giden insanların hepsi aynı yollardan geçiyor ve kabaca %80’inin Erasmus boyunca atlattığı badirelerden tutun da yaptığı etkinliklere ve maruz kaldıkları muhabbetlere kadar tamamen birbirinin aynıdır. Yalnızca ortamlar ve insanlar değişir. Onun dışında Avrupanın her yerinde Erasmus öğrencileri için sunulan etkinlikler, sahip olundan imkanlar, karşılaşılan zorluklar ve Türkiye’dekine kıyasla yaşanan hayatın sıradışılığı hemen hemen aynıdır ve her ülkede farklı ülke vatandaşlarından oluşan aynı derecede kompozit bir öğrenci topluluğu vardır.

Bu benzerlik gösteren durumlardan biraz bahsedecek olursam;

Erasmus Giriş Paketi

Bu paketin içerisindeki tanışma partileri, Turkish Night/La Noche de Espana gibi adlandırılacak yemek davetleri, şehir civarında yapılacak kültürel geziler ve okula gidip hocalarınızla tanışırken kullanacağınız hello I am new Erasmus student kalıbı gittiğiniz okulun Erasmus ofisince sunulan etkinliklerden bir kaçı. Etkinliklerden bazılarını ofisin belirlediği mentörler organize ediyor. Bu arkadaşlar Erasmus döneminiz boyunca size rehberlik etmesi için görevlendirilmiş gönüllü öğrenciler oluyor.

Bu etkinliklerde her nasıl bir eğlence profiliniz olursa olsun, bir şekilde çok eğlenirsiniz.

Kimi okullarda o ülke dilini 3 haftalık hızlandırılmış program (EILC) ile temel seviyede öğretmeyi amaçlayan kurslar da mevcut fakat aslına bakarsanız bu kursu tamamladıktan sonra edindiğiniz beceri kendinizi temel ölçüde tanıtmaktan öte pek geçemiyor. Çünkü yurtdışına ilk defa çıkan arkadaşımız (bkz;ben) yeni elde ettiği bu hayata adapte olmaya çalışırken hangi dili öğrendiğini bile hatırlayamayabiliyor. Bu 3 hafta boyunca yeni kanka olduğunuz Erasmus arkadaşınız hangi ülkedense onun dilinden daha fazla şey öğrenmiş olabilirsiniz.

Onun dışında nice Erasmus hikayelerinin yapı taşını oluşturan belli başlı efsaneler vardır. Neler mi?

For Example in My Country

Evet herkes kendi ülkesinden bahsetmeye öylesine hevesli ki, for example in my country ile başlayan her cümle sanki bir kültür ateşesinin dudaklarından dökülürmüşçesine devam ediyor. Benim Anadolu’nun bağrından kopup gelmiş olan kardeşimin bu şekilde bir muhabbette içkinin de tesiriyle Türkiye’de kurbanın nasıl kesildiğinden bile bahsetme potansiyeli mevcut. Avrupa insanı genel olarak herhangi bir durumun kendi ülkesinde ne kadar daha iyi olduğundan bahsetmeye meyilli.

Ben kulüpte dans ettiğim kıza çıkışta eve dönerken Türkiye’de çayın nasıl demlendiğini anlattığımı hatırlıyorum. I can’t live without tea atasözümüzü bir çok kişi gibi ben de dilimden düşürmezdim oralarda.

Yaşarsın kardeşim. Yaşarsın… Çaysız da yaşarsın, Petibör bisküvi ile karnını da doyurursun. Yemek konusu bambaşka bir alışkanlık…

3 ile Çarp!

Erasmus’un en can alıcı noktalarından biri de gidilen ülke para biriminin Euro olması durumu. Ve Evet 3! Yıllar da geçse, bir gün Euro 6 TL de olsa, efsane 3 ile çarp olarak anılacak. Nice Erasmus öğrencisi gittiği yerde yemek alışverişi yaparken her şeyi 3 ile çarpmanın sonucunda Petibör bisküvilerin olduğu reyona doğru yönelmek zorunda kaldı. Ecnebi diyarlarda tavuk dürüm gibi bir seçenek de olmayınca, kimisi de çareyi konserve yiyeceklerde buldu.

Tabi ilk 1 ayımızı bu duruma dahil etmiyorum. O ilk 1 aylık dönemde cebimiz de dolu olduğundan, Vali’nin gitmediği mekanlara gidiyoruz…

Tüm bunlarla birlikte giden insanların döndükten sonra konuştukları her 3 kelimeden 5’inin Erasmusla ilgili olmasından tutun da, Türkiye’de karşılarına çıkan kedi yavrusunu bile gittikleri ülkedekilerle kıyaslamalarına, yurtdışına çıktıklarında her ülkede araçların yaya geçidinde şılak diye durmalarını ballandıra ballandıra anlatmalarına ve yollarının üzerindeki ilk meydandaki heykelle çekindikleri fotoğraflara kadar hepsi Erasmus klişelerini oluşturan unsurlar.

Reji kulağıma uyarıda bulunuyor, yazı fazla uzun olmaya başlamış o yüzden bu konuda daha fazla ayrıntıya girmiyorum.

Okuduğumuzu Anlayalım

Tüm bu yazdıklarımdan anlamanızı istediğim, Erasmusun her nerede ve her ne şekilde olursa olsun zahmetine ve her şeyine değer bir program olduğudur. Erasmus maceralarım sonrasında hayatımda bir daha yaşayamayacağım bir çok şey yaşadım. Gençliğimin en güzel yaşında güzel insanlarla güzel anılar biriktirdim. Öğrenim hareketliliği olsun, Staj hareketliliği olsun, kendinizi Erasmus topraklarına attığınız andan itibaren kendinizle başbaşasınız ve orada geçireceğiniz harika zamandan yalnızca siz sorumlusunuz.

Erasmus yapmaya karar vermişseniz, orada geçireceğiniz zamanı belli kalıplar içine sokarak kabul görür veya beğenilir yapmakla uğraşmayın. Gidin ve kendi Erasmus maceranızı kendiniz belirleyin.

Eğer ki Erasmus yapmaya karar vermiş fakat yapamayacağınızı bir şekilde farkettiyseniz yurtdışında farklı tecrübelere yelken açmak için Mevlana, AGH gibi alternatif programlara da bir göz atabilirsiniz. Onlar hakkında sözü bilenlere bırakacağım.

Yolunuz açık, eğlenceniz bol olsun.

 

 

GezenBey Yazar

Yorumlar

    Görkem Genar Akkaya

    (23 Kasım 2018 - 15:36)

    Sanırım orada eğitim dili portekizceymiş bu sizin için bir problem oldu mu ? Aynı okulu bende kazandım ve eğitim dilinin portekizce olması korkuttu beni.

      GezenBey

      (10 Aralık 2018 - 07:40)

      Merhaba Görkem,

      Tüm dersler değil. Kimi hocalar Erasmus grubuna ayrı dersler bile düzenliyor. Ama Portekizce işlenen dersler, evet bu biraz sorun oldu doğrusu. O dersi öğrenememiş oluyorsun fakat yine de sınavlarda kolaylık sağlayabiliyorlar

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir